Renk seçin:


Ölümü temenni etmek caiz midir?

Ölümü temenni etmek caiz midir?

Mümin bir kişin dünyalık olarak ne kadar sıkıntı çekerse çeksin ölümü temenni etmemelidir. Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “Sizden hiçbiriniz başına gelen bir sıkıntıdan ötürü ölümü asla temenni etmesin. Şayet ölümü istercesine olağanüstü bir darlık içinde kalırsa, o zaman şöyle desin: Allah’ım! Benim için yaşamak hayırlı olduğu müddetçe beni yaşat, benim için ölüm hayırlı olduğu vakit de beni öldür.” (Tirmizî, Kıyâmet, 26)
İbnu Hibbân’da gelen bir rivayette bu konu daha da açık gözükmektedir:

“Sizden hiç kimse dünyada mâruz kaldığı musibet sebebiyle ölümü temenni etmesin…” Burada “dünyada” diye sebep açıkça belirtilmektedir. Sahabeden bazıları, dünyevî olmayan bazı düşüncelerle ölümü temenni etmiştir.

Nitekim Muvatta’da Hz. Ömer (ra)’in şöyle dua ettiği kaydedilir:

“Ey Rabbim, yaşım ilerledi, kuvvetim zayıfladı, raiyyetim her tarafa intişâr etti. Artık fazla zarara düşmeden, ölçümü kaçırmadan beni yanına al.”

Yine Muvatta’da, Resûlullah (asm)’ın da şöyle dua ettiği nakledilmiştir:

“Ya Rabbi, senden bana hayırlı işleri yapmayı, kötü işlerin terk etmeyi, fakirlerin sevgisini nasip etmeni temenni ediyorum. İnsanlar arasında bir fitneye sebep olacaksam, beni yanına al, fitneye bulaşmamış olarak dünyadan ayrılayım.”

Yine Ahmed İbnu Hanbel ve başka kaynaklarda kaydedildiğine göre, Âbis el Gıfârî şöyle dua etmiştir:

“Ey Tâun! Beni al götür!..” Kendisine:

“Niye böyle söylüyorsun, Resûlullah (asm): ‘Ölümü temenni etmeyin!..’ demedi mi!” denince, şu cevabı vermiştir:”

“Ben Resûlullah’ın şöyle söylediğini işittim:

“(Kıyamet alâmetlerinden) şu altı durum ortaya çıkmadan önce ölüme koşun: Sefih (kıt akıllı) insanların hâkimiyeti, polislerin çoğalması, hükmün satılması (mahkemelerde rüşvetle hüküm verilmesi), insan kanının değerini kaybetmesi, sıla-i rahmin (akrabaları ziyaretlerin) kaybolması, Kur’ân’ı musiki yerine tutacak zamanelerin çıkması…”

Bu konuya temas eden âlimler, ölüm temennisiyle ilgili, Kur’ân’dan da iki âyet gösterirler:

1. Hz. Yusuf’un duası:

“… Benim canımı Müslüman olarak al ve beni sâlihlere dâhil eyle.” (Yusuf, 12/101).

Hz. Yusuf bu duayı, dünyevî nimetlerin zirvesine ulaşınca yapmıştır.

2. Hz. Süleyman’ın duası:

“Rabbim!… Rahmetinle beni iyi kullarının arasına koy.” (Neml, 27/19).

Buharî’de kaydedilen Resûlullah (asm)’ın bir duası da şöyledir:

“Allah’ım, beni affet, bana merhamet buyur ve beni Refik-i Ala’ya / Yüce Dost’a ulaştır.”

Bu duaların ölüm geldiği ana mahsus olduğu belirtilir, yani bu dualarda ölümün âcilen gelmesi istenmiyor, “öleceğimiz vakit hayırlı bir sonla hayatımız kapansın, öbür dünyada salihlerle birlikte olalım” temennisinde, duasında bulunuluyor, denmiştir. Ayrıca, “Dualarda ölüme yer verilmesi, ölmeyi istemek değil, ölüm hâdisesini zihinde canlı tutmak, unutmamak içindir.” şeklinde açıklama da yapılmıştır.

Hz. Peygamber (asm), hayatın mü’minler için ölümden hayırlı olduğunu söyler:

“Mümin kişinin ömrü, onu hayırca ziyadeleştirir.”

“Sizden kimse ölümü temenni etmesin. Muhsin (iyi amel üzere) ise hayır cihetiyle artacağı umulur. Kötü amel işliyorsa, kötülükten dönüp Allah’ın rızasını arayacağı ümid edilir.”

Mamafih, iyilerin de bozulma ihtimali olsa da bunun istisna olduğu, aslolanın, Resûlullah (asm)’ın buyurduğu gibi, yaşamanın daha hayırlı olacağı belirtilmiştir. Şu halde ölüm, hayırlı amellerin, sevabın son bulmasıdır. Öyle ise ölüm temenni edilmemelidir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ